Yazı Detayı
23 Kasım 2017 - Perşembe 19:43 Bu yazı 1810 kez okundu
 
MİLLETLERİN YAŞAM ENERJİSİ
Akın Eraslan Balcı
 
 

Milletleri besleyen ve onlara yaşam enerjisi veren kaynaklar vardır. Bu kaynakları tıkamak o milletin yaşam enerjisini kesmek anlamına gelir. Böyle bir tahribat nükleer bombaların yaptığı tahribattan daha büyüktür. Çünkü milleti bir arada tutan bağları koparır, ayrılık ve nifak tohumları serper, ortak ve mutlu bir geleceğe sahip olma azim ve kararlılığını bitirir.

          Tarihteki en büyük imparatorluklardan birini Persler (İranlılar) kurmuştu. Günümüzden 2 bin yıl önce Perslerin kurdukları bu en büyük İmparatorluğun sınırları Ege Denizi kıyıları ve Balkanlardan Hindistan’a, Kuzeyde Kafkasya’dan Güneyde Mısır’a kadar uzanıyordu. Her büyük imparatorluk gibi kendisini besleyen güç kaynakları olan Persleri barbar, hak tanımaz, hukuksuz ve inançsız olarak betimleyen görüşler doğru değildir. Zaten tarihte medeniyetin en üst seviyesi olan imparatorluk düzeyine çıkmış hiç bir millette bu olumsuz özellikler baskın olamaz. Pers ulusunun doğrudan iç yaşamına, dinine, ahlakına bakarsak büyük bir imparatorluk haline gelmelerini sağlayan ana besleyici kaynakları keşfedebiliriz. Tarihteki Pers ulusu ahlakı çok ciddi bir biçimde kavramıştı. Adeta bütün ulusun ahlak için ve ahlak içinde yaşamış oldukları söylenebilir. Bu özellikleriyle Persler tarihteki diğer Asya uluslarının karşısında yükselebilmişlerdi (Droysen). Eserlerinde, sözlerinde ve düşüncelerinde temiz ve dürüst olmak bir numaralı özellik sayılıyordu. Doğruluk ve yaşamı kutsal kabul etmek adeta bir kanundu. Persler tarihte Elbruz dağı ve Sind ırmağı arasındaki yaylalar üzerinde sürü halinde yaşayan vahşi kabileler iken, yerleşmeye ve tarla ekmeye başladılar. Cemşit kral olduğu zaman kendi ulusunun yaşamını, devletinin sosyal organizasyonunu düzenledi. İnsanlarda ihtiras kayboldu, barış ve huzur egemen oldu. Cemşit’in hükümranlığında su ile meyve hiç eksik olmaz, hava hiç bir zaman don veya sıcak yapmazdı. Ama Cemşit bir gün dedi ki: “Güç bendedir, insanlar her şeye benim sayemde kavuştu, bana Dünyanın yaratıcısı diyeceksiniz, bana tapacaksınız”. Bunun üzerine tanrının ışığı Cemşit’den yüz çevirdi. Vahşice ayaklanmalar oldu, barış ve bolluk bitti. Ardından gelen Feridun, tekrar birliği sağladı. Ama Pers halkının yaşadıklarından ışıklı bir anlayış çıktı: Yaradılmış olan her şey ışığa aittir, fakat karanlık durmadan karşı çıkar, insan iyiye yardım etmeli, kötüye karşı durmalıdır. İşte bu ulusun inancı, tarihsel yaşamını geliştiren güç ögeleri bunlardır.

          Bir başka büyük medeniyet olan Mısır imparatorluğunda da ahlak, cesaret ve dürüstlük baş üstünde tutulurdu. Firavun bir vezirinin tayininde şöyle hitap etmiştir: “Vezir olmak halim olmak değildir. Kelimenin kendi manası gibi metin ve erkek olmak demektir. Yukarı ve aşağı Mısır’dan bir şikayet geldiği zaman her şeyin kanuna göre yapılmasına ve herkesin hakkını elde etmesine nezaret sana aittir. Yapılan şeyler meçhul kalmaz, yapılanları sular, rüzgarlar haber verir. Allahı seven adaleti yerine getirendir. Allahın nefret ettiği şey bir tarafı iltizam etmektir. İşte doktrin budur. Seni bilene de bilmeyene de aynı gözle bak. Kusurlu bir adam hakkında gazaba gelme. Gazap ancak zaruri olduğu vakit yapılır”. Medeniyette çok ileri gitmiş olan Mısırlılar bugün kullandığımız takvimi de buldular. Yunanlılar ve Romalılar da İslam dünyası gibi Ay esasına dayanan takvimi kullanıyorlarken, Roma’nın ünlü diktatörlerinden Yulius Cesar, Mısırlıların kullandığı Güneş esasına dayalı takvimi düzenlemiştir.

          İmparatorluk kurmuş ulusların alt yapısında bilim, sanat ve felsefe var, adalet ve ilkelere bağlılık çimentosuyla kendilerinden farklı ulusları kendilerine çekip bir millet haline getirebiliyorlar. Aynı soydan gelen bireylerden oluşan krallıklar askerlikteki ileri düzeye bu esaslar yüzünden çıkabiliyor daha sonra da hakimiyeti altına aldıkları diğer milletlerle birleşim tarih sahnesinde imparatorluklar olarak yükseliyorlar. Bugün Dünya üzerindeki belli başlı bütün ülkelerin geçmişte imparatorluklar olduğunu görüyoruz. İsimleri kabile veya bir tek milletin ismine ait olsa da içinde farklı ulusların kültürlerinden oluşan büyük bir medeniyet havuzu barındırıyorlar.

          Türkler de tarih sahnesine ilk önce soy esasına dayanan bir toplum olarak çıktı. İlk olarak kavim şeklinde kendilerini gösterdiler. Orta Asya çölleşmeden önce, Avrupa buzullarla kaplıyken, verimli ve sulak alanlarda maden çağına ilk olarak giren ve yerleşik olarak yaşayan kavimlerden önde gelenler Türklerdi. Anadolu’da, Avrupa’da ve Mezopotamya’da uygarlığın esemesi okunmazken, hatta insan toplulukları bile yokken ve başta Afrika olmak üzere Dünya’nın çoğu yerindeki insan toplulukları henüz Taş Devrini yaşıyorken, Türkler avcılık ve toplayıcılıktan, tarım ve hayvancılıkla uğraşan, madeni işleyerek günlük yaşamda kullanılan alet ve avadanlıkları yapan bir kavim olmuşlardı. Dünya ısınmaya başlayıp da Avrupa’yı kaplayan buzullar eriyince Orta Asya da çölleşmeye başladı. Verimli araziler ve su kaynakları çok kısıtlı hale geldi. Büyük göç dalgalarıyla Orta Asya’da bulunan diğer kavimler ve Türkler Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa’ya ve Anadolu’nun Doğu’sundan Mezopotamya ve Afrika’nın Kuzey kesimlerine gittiler. Geride kalanlar ise göçebe yaşama geçmek zorunda kaldı. Çünkü yılın her dönemi geçim sağlayacak elverişli yerler çok kısıtlıydı. Türklerin göçebe hale geldikleri dönemdeki yaşamları hakkında elde hatırı sayılır bilgi ve belgeler vardır. Doğu Türkelinde eski Uygur şehir harabelerinde özellikle Karahoço, Turfan ve Karaşar’da İngiliz, Alman, Fransız ve Rus bilginleri tarafından yapılan araştırmalar ve kazılar bu bölgede çok eski ve ileri bir Türk uygarlığının yaratılmış ve yaşanmış olduğunu göstermiştir. Berlin, Moskova, Kalküta ve başka önemli müzelerde bu kazı ve araştırmalarda elde edilen birçok kıymetli sanat eserleri, heykeller, minyatürler, çiniler, kumaş parçaları ve duvar resimleri sergilenmektedir. Lakin başta aydın geçinenlerimiz olmak üzere eski Türk uygarlığına ait bütün eserler görmezlikten gelinmektedir. Türklerin kendilerini besleyen sanat, kültür ve bilim kaynaklarıyla aralarındaki bağı kesmek, onlara enerji verecek her kanıtı görmezden gelmek, bunları gündeme taşıyan ciddi ve saygın bilim insanlarının, aydınlarının karalanarak gözden düşürülmesi, aslında bilinçli ve sistemli bir menfur amaca hizmet etmektedir. Gerçekten Türk sözcüğünü telaffuz etmek, Türklerin dünya uygarlığına olan katkılarını dile getirmeye çalışmak bile ne yazık ki ciddi reaksiyonlara yol açmaktadır. Öte yandan en barbar, en ilkel bir şekilde dile getirilen etnik ayrıma dayalı söylemler, ayrılıkçılığı körükleyen söz ve davranışlar adeta haklı ve masum isteklermiş gibi gazetelerde, televizyon kanallarında pompalanmakta, dimağlar zehirlenmeye çalışılmakta, Türk milletinin yaşam enerjisi yok edilmeye çalışılmaktadır. Alman bilginlerinden Von Le Kok Uygurlar hakkında yazdıklarıyla biz Türklere büyük ders vermekte ve unuttuğumuz geçmişimizi adeta yüzümüze tokat gibi çarpmaktadır: “Bu yağmursuz ve kurak kıtada, yüzyıllarca örtülü kalmış olan büyük binalar, heykeller, freskler, canfes ve kağıt üzerine çizilmiş resimler, kitaplar, zengin edebiyat kalıntıları, burada çok yüksek bir uygarlığın varlığına şahittir. Gerçekten Karahoço şehrinde büyük ve hayret verici bir uygarlık vardır. İngiltere, Fransa ve Almanya’da böyle şeyler yokken, güzel ve büyük bir uygarlığa sahip olan atalarıyla Türkler hakkıyla övünebilirler”. Alman bilim adamı Türklerin dünya uygarlığına olan katkılarının yalnızca küçük bir kısmını bile böyle büyük sözlerle övüyor. Bu medeniyete sahip olan Uygur Türkleri Türkler arasında en çok okuma yazma bilen insanlardan oldukları için Moğollara bu konuda büyük yardımlarda bulunmuşlar, onların kurdukları devletlerde de büyük hizmetler görmüşlerdir. Moğollar devrinde Müslümanlığı benimseyen ve gönüllü olarak kabul eden Uygurlar, bugün Türk ve Müslüman oldukları için katledilenlerin atalarıdır. Devletimizin hiçbir kanadından, Mısır için, Suriye için çıkarılan seslerin binde biri kadarı bile hala katledilen bu Müslüman Türkler için çıkmamaktadır. 

          Yıllarca Osmanlı’ya kafa tutan Akkoyunluların meşhur hükümdarı Uzun Hasan 1472 yılında kazandığı birkaç askeri başarının sarhoşluğuna kapılarak Fatih Sultan Mehmet’e bir mektup yazmıştı. Kazandığı askeri başarıları uzun uzun abartarak anlattığı bu mektubunda da İstanbul’u alan ulu Osmanlı Hakanına “Mehmet Bey” diye hitap ederek güya onu küçümseme hevesine kapılmıştı. Fatih bu mektuba çok kızarak şöyle bir cevap yazdı: “Kişi devletine mağrur olup, haddini tecavüz eder ve insafsızca harekata girişirse, memleketini ve hükümetini kaybeder. Dimağına giren bazı şeytani vesveseleri terk etmez ve bir İslam diyarı olan memleketime kast edersen din düşmanlarından olursun. Senin gelmene lüzum yok. Şevval ayında ben hareket edip senin zulmünü mazlumlar üzerinden kaldıracağım ve adını, canını yok edeceğim”. Gerçekten de ertesi yıl başta Fatih olmak üzere 100 bin askerden oluşan Osmanlı ordusu Uzun Hasan’ın üzerine yürüyerek Erzincan yakınlarında Otlukbeli denen mevkide büyük bir savaşa girdi. En iyi savaş gereçleri ve usta savaş taktiklerine sahip olan Osmanlı ordusu, Uzun Hasan’ın kuvvetli süvarilerden oluşmuş ordusunu birkaç saat içinde perişan etti, Uzun Hasan zorla kaçabildi. Fatih, tıpkı İstanbul’un fethinde olduğu gibi, tıpkı Türklerin Çanakkale’de yazdıkları destanda olduğu gibi, tıpkı Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda yaptığı gibi korkmadan ve taviz vermeden düşmanın üzerine yürüdü. Bu da Türklerin bugün hala yaşayan bir millet olmasının kaynaklarından biri olan bir meziyettir. Şehit vermekten korkarak düşmanla anlaşma yoluna da gidilebilirdi. Düşman komutanlarına ‘savaşmayalım görüşelim’ diyebilirlerdi. Hatta bunun çok akıllı bir iş olduğunu söyleyip öven bir sürü ‘şakşakçı’ o dönemde de vardı. Akil insanlar günümüze özgü değildir ki. Hatta Fatih ve onun gibi milletimizin hayat enerjisini veren diğer devlet büyükleri ‘biz görüşmüyoruz, devlet görüşüyor’ da diyebilirlerdi. Çanakkale destanını yaratan kahramanların adını ağzından düşürmeyen, Fatih’i törenlerle anarken onu övmeyi kimselere bırakmayan zihniyete sormak gerekiyor: siz onların milletimize kazandırdıklarını koruyabilecek misiniz? Her zerresi şehit kanlarıyla sulanmış olan vatan topraklarımızı görüşme masalarında bırakacak mısınız?

 
 
 
Etiketler: MİLLETLERİN, YAŞAM, ENERJİSİ,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Akhisarspor
0
0
0
0
0
0
2
Trabzonspor
0
0
0
0
0
0
3
Sivasspor
0
0
0
0
0
0
4
MKE Ankaragücü
0
0
0
0
0
0
5
Medipol Başakşehir
0
0
0
0
0
0
6
Kayserispor
0
0
0
0
0
0
7
Kasımpaşa
0
0
0
0
0
0
8
Göztepe
0
0
0
0
0
0
9
Galatasaray
0
0
0
0
0
0
10
Fenerbahçe
0
0
0
0
0
0
11
Çaykur Rizespor
0
0
0
0
0
0
12
Bursaspor
0
0
0
0
0
0
13
BŞB Erzurumspor
0
0
0
0
0
0
14
Beşiktaş
0
0
0
0
0
0
15
Atiker Konyaspor
0
0
0
0
0
0
16
Antalyaspor
0
0
0
0
0
0
17
Alanyaspor
0
0
0
0
0
0
18
Yeni Malatyaspor
0
0
0
0
0
0
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı